MEDYA HABERCİSİ
Haber Ara

TÜRKİYE'DE SİNEMA VE DİZİ SEKTÖRÜ


Sinema dizi film sektörüne emek veren, geceleri gündüze karışarak uykusuz çalışan tüm dostlarıma hakkını teslim ederek başlayalım. Bu yazıyı yıllar önce yönetmenliğini yapacağım Sultan Abdülhamid Han filminin çalışmalarını yaptığım dönemde yazmıştım. Tarih filmlerine ilginin olmadığı ve piyasada bu tür bir yapımın adının geçmediği yıllardı. Zamanla, Muhteşem Yüzyıl, Fatih, Kösem Sultan gibi (sözde) tarih dizileri türedikçe güncellediğim bu yazıyı bir kez daha yeniliyorum. Büyük eleştiri alan Bir Cihan Fatihi Mehmed dizisinin yayına girdiği günden beri akıl almaz bir biçimde ilerleyen senaryosu beni bu yazıyı yeniden güncellemeye itti. Teknik olarak bu dizinin başlangıç süreci sıkıntılı oldu. Bir kaç defa yap boz olması gerekti. En nihayetinde Mehmed dizisi yayına girdi. İzleyip görelim öyle eleştirelim düşüncesiyle hiçbir negatif yazı da yazmamıştım. Halbuki dizi başlamadan önce olabilecekleri az çok tahmin ediyordum. Hemen herkesin bildiği gibi, dizinin yönetmeni ''Zulüm 1453'te başladı'' diyen gezi olaylarından kalma fotoğraflarıyla tepki alan biri. Mehmed rolündeki oyuncu da gezi olaylarında saf tutmuştu ve ona da tepkiler oldu. Tek tek bütün kadroyu yazmaya gerek yok, siz anladınız zaten konuyu. Ben hiçbir şekilde katılmasam da İstanbul'un Fethi'ni zulüm olarak gören bir düşünceye sahip olmalarında özgürler. Zaten sinema sektörünün çok büyük bir kısmı Osmanlı'yı ve maneviyatı sevmez. Sevenleri de dışlarlar. Bu yüzden şaşılacak bir durum değil benim için. Burada benim eleştirdiğim, ''Osmanlı'ya karşı olan, Osmanlı'yı sevmeyen ve hatta İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmet'e hakaret sayılacak bir düşüncede olan bir grubun Mehmed dizisinin yönetmeni, başrol oyuncusu olarak seçilmesi ve onların da bu işi kabul etmesidir.'' Bütün senaryoyu buradan çözebiliriz. Oyuncular için bir yere kadar ama yapımcı, yönetmen ve senarist için durum aynı değil. Eğer bu dizi Fatih'i Osmanlı'yı doğru biçimde anlatacak, övecek, milli manevi duyguları kabartacak bir yapım olsa kesinlikle farklı isimlerle çalışılırdı. Her bir yapım, bir projeyle başlar. Tercihler de o projeye göre yapılır. Yapımcı, yönetmen ve senaristler plan projenin başında 2 ana unsura göre hareket eder. 
1* Ticari 
2* Arz Talep 
Özellikle önlerinde Diriliş Ertuğrul gibi çok izlenen bir örnek varken neden arz talebe göre değil de tepki alacak bir yapıma girilir ki? Bunun cevabını bilmek için yapımcı olmaya gerek yok. Düşünün, elinizde paranız var ve bununla bir filme yatırım yapacaksınız. Çok talep görene mi yoksa çok tepki alana mı yatırırsınız? Eğer tepki görene yatırıyorsanız, o işin içinde bir iş vardır! Bir Cihan Fatihi dizisinin yaptığı da budur. Mehmed dizisi ticari kazanç için planlandıysa bugünkü senaryosuyla değil, milli manevi duyguları kabartacak şekilde olması gerekmez miydi? Başı açık namaz kılan kadınlar, padişah babasının ''ben evlenicem'' diye karşısına çıkan kızlar, (o dönemde evlilik sınırlaması olan) askerlerin ''biz evleniyoruz'' demelerine kadar her şey çorba oldu. Yemek yaparken tuzu fazla kaçabilir ama hiç kimse baklavaya ''yanlışlıkla'' pul biber atmaz. Sosyal medyadaki bazı tarihçiler ''Bu nasıl bir hata'' diye diziye tepki veriyor ya, onun için söylüyorum. Bu bir ''hata değil'' bu işlerde ''kasıt var''. Çamur at izi kalsın taktiği yapılıyor. İstediğimiz kadar tepki verelim, o görüntülerin tarihte ve arşivde yerini alacağını bal gibi biliyorlar. ''Özür dileriz yanlışlık oldu'' dedim mi iş bitiyor nasıl olsa! Çoğu zaman da sessiz kalarak normalleştiriyorlar. Bu yazdıklarımı göz önünde bulundurursak Mehmed dizisi izleyicinin istediğinin tam tersini yaptığına göre vardır bir bildikleri değil mi? Var, ama treni kaçırdılar. Geçmişte tarihimizi kötüleyen yapımların karşısında duran projeler yoktu. İzleyici de tarihin bu dizilerdeki gibi olduğunu zannediyordu. Muhteşem Yüzyıl'dan sonra muhteşem bir hızla milli tarih dizileri atak yaptı ve ipi göğüsledi. Artık ne yapsalar boş. Herkes neyin ne olduğu çok iyi biliyor. Biz de sadece tepkimizi veriyoruz. Eskiden tarihimizi kötüleyen dizilerin yabancı ülkelerde yayınlanması rahatsız ediyordu. Artık o da sorun olmaktan çıktı. Türkiye için, padişahların ilişkileri, tarihin yanlış yansıtılması ve kadın mevzuları tepki çekse de, yabancı ülkelerde bu tür ilişkiler çok doğal ve sıradan karşılandığı için dizi içerisinde hiçbir önem teşkil etmiyor. Yani yazımın devamında okuyacağınız gibi Muhteşem Yüzyıl eşittir Tudors. Mehmed eşittir Troy gibi. Yabancı ülkelere dizi satıyoruz diye övünenler, bir dönem Brezilya'dan uzun soluklu saçma sapan dizileri de Türkiye'nin ithal ettiğini unutmamalı. Bu berbat dizilerin tek cazibesi ''Sürelerinin çok uzun olmasından dolayı yayını uzun süre doldurabilmeleridir''. Yani bu diziler çok güzel oldukları için değil, yayını doldursun diye talep görüyor. Televizyon sektöründe biz buna, ''Dolgu yayını'' deriz. Öğlen saatlerinde iyi ya da kötü hangi diziyi yayınlarsanız yayınlayın zaten izleniyor. Bu kuşakta yayınlanan yapımlar Brezilya dizilerini örnek alarak basit ucuz imajla izleyici karşısına çıkıyor. ''Çoğu izleyicinin sinir olarak izlediğine her seferinde şahit olduğum'' bu diziler neden çok izleniyor? Çünkü siz ekrana ne koyarsanız, izleyicinin ''Tercih şansı çok kısıtlı'' olduğu için onu izlemek zorunda kalıyor da o yüzden. Ben şimdiden söyleyeyim, bu diziler de yabancı ülkelere yakın zamanda satılacaktır (satılmaya başlandı). Bu ucuz işler talep görürken, Muhteşem Yüzyıl gibi atalarımıza her saniye hakaret eden bir diziyi her ülkeye satmak da çok kolay olacaktır. Çünkü teknik olarak prodüksiyon çok iyi ve bu içerik yabancı ülkelerin ruhunu okşuyor. Osmanlı'yı bu kadar kötü bir dille anlatan zengin bir yapımı hiçbir yabancı ülke geri çevirmez. Yoksa ülkemizdeki diziler, ''Dünyada televizyon literatüründe hiçbir yer teşkil etmiyor. Bizden alt seviyede olan ülkelere dizi satmak da bir başarı değil''. Diziyi satmak sadece bir pazarlama başarısıdır. Dizinin satılması, o dizinin güzel olduğu anlamına gelmez. 
Aşağıdaki yabancı dizi videosunu sonuna kadar izlediğinizde, yabancıların Osmanlı'ya bakış açısını ve Osmanlı'nın gücünü hissedersiniz. Gerçekten müthiş yansıtmışlar. Keşke bizim sinema sektörü de bu gücü kullanabilse. 


DİZİNİ DÖVENLER 
Yazılarımı yapımcı, yönetmen ve senaristlere odaklı yazıyorum. Bazı eleştiriler yapıyorum ama set ekibinin emeğine son derece saygılıyım. Onları ayrı tuttuğumu belirtmeliyim. Çok sayıda yerli ve yabancı sinema filmini arşivleyerek, defalarca izliyorum. Fakat, televizyon tarihimizin en çok izlenen dizisi Kurtlar Vadisi de dahil bir tane bile dizi izlemedim. En fazla 1-2 bölüm izleyip, dizinin bütününü ve sonunu anlamak mümkün olduğu için beni sıkıyorlar. Özellikle 2018 yılında internet dizileri talep görmeye başlayınca sıradan konuları aşıp çok güzel işler yapılmaya başlandı. Tabii onlarda da çıplaklık, sigara, alkol vs. unsurların olmamasını tercih ederim. Abartılı bir biçimde göze sokmak gereksiz. Çıplaklıkla izleyici çekmek bana yanlış geliyor. Senaryosunu eksik hissedenin başvurduğu en kolay yoldur çıplaklık. Bu devirde kaliteli işleri izleyici ayırt edebiliyor, çıplaklığa ihtiyacınız olmamalı, bir sınırınız olmalı. (Uç nokta bir şeyler olunca daha çok izleneceğini zannedenlere p.rno sektörüne girmelerini önerebilirim. Ucun da ucu olur o zaman hiç bir şekilde eleştirilmezsiniz.) Mesela, ''Fi'' ve ''Çi'' dizileri internetteki haliyle çok eleştiri aldı. Fakat ShowTV yayınında izlediğim Fİ dizisi son derece güzel (internete göre daha az izlenme sebebi, tepkiler, imaj, tekrar yayın olmasından kaynaklı). Hatırı sayılır bir izleyicisi var şu anda. Yani çıplaklık olmadan da oluyor. Eleştireceğim bir dizi de ''Avlu'' olacak. Yabancı ülkelerde yayınlanan ve l.zbiyen ilişkileri konu alan bir yapımın Türkiye versiyonu Avlu. Prodüksiyon kaliteli  fakat, içerik açığa çıkınca tepkiler hiç hoş olacağa benzemiyor. Lakin, diziyle yolları ayrılan bir oyuncunun anlattıkları, bu dizinin hiç de masum bir proje olmadığı sinyallerini verdi bile. Bekleyelim görelim. Yakın zamanda ''Kadın'' dizisi ilgimi çekti. En az 10 bölüm izlemişimdir. Karşılıklı bakışmaları uzatmadan konuları daha akıcı işleyebilirlerse çok daha iyi olur. Yakın zamanda başından beri izleyemediğim ama göz gezdirdiğim ''Diriliş Ertuğrul'' dizisi bir efsane oldu bile. ''Savaşçı'' dizisini de yaklaşık 10 bölüm izlemişimdir. O da çok başarılı bir dizi. Geçtiğimiz yıllarda ise, ''Taylan Biraderler'in Sır Dosyası - Xfiles'' dizisini beğenmiştim. Sonraları ilk defa, Osman Sınav'ın ''Kapıları Açmak'' dizisini izlemeye başlamıştım ama 3 bölüm sonra yayından kalktı. Bir süre sonra Osman Sınav bir tv programında bu diziyi; 'Bugüne kadarki en önemli yapımımdı ama nedense yayından kalktı' şeklinde nitelendirdi. ''Biray Dalkıran'ın Kanıt'' dizisini beğeniyorum. Zaten fragmanı gördüğüm ilk anda belli bir tarzı ortaya koymuştu değerli yönetmen dostum. 

KURDEŞEN YÜZYIL 
''Taylan Biraderler'in Muhteşem Yüzyıl'' dizisini prodüksiyon olarak çok iyi bulmama rağmen, hassasiyetlerimize aldırış etmeden amacı kötüye kullandıklarını düşünüyorum. Çünkü, bu iki kardeşin teknik yeteneğinden eminim ve  bu yeteneği kullanmamaları beni çileden çıkarıyor. Başkaları, olmayan tarihlerinden  TRUVA - RAMBO - SUPERMAN - GLADIATOR  - 300 - ROCKY üretirken, bizimkiler var olan derin tarihimizden tek kare faydalanmıyorlar. İşin kolayına kaçıp, yatak odasına giriyorlar. ''Padişahların yatak odasını değil, savaş meydanlarındaki performanslarını merak ediyoruz.'' (Muhteşem Yüzyıl benim bu yazımdan sonra aceleyle savaş sahneleri yetiştirmeye çalışmıştı ama görüştükleri animasyon şirketleri 20 bin Dolar civarı ücretler isteyince (bunu da sağlam kaynaktan biliyorum) işin ucuzuna kaçarak kreatif açıdan beğenilmeyen ve tepki çeken savaş görüntüleriyle ekrana geldi). Sonraları ne hikmetse benimle aynı adı taşıyan Isabelle ''fortuna'' isimli bir kadın karakter de diziye iliştirildi. Senarist beni kafasına çok takıyor olmalı. Bunun bir tesadüf olması mümkün değil. Beni takip ettiklerini biliyorum tabii ki! Hazır onlar takipteyken ''Osmanlı'da Harem'' konusunda yanlış bilinen bir gerçeği de anlatmak gerek. ''Harem'' kelimesi ''Haram'' anlamındadır. Harem, erkeklerin girmesinin mahrem olduğu yerdir. Orada Padişahın annesi, teyzesi, kardeşi vs. akrabaları da bulunur. Yani filmlerde sizlere anlatıldığı gibi; ''Padişahın hareme gidip, gel bakalım yatağıma'' diye kadın kız seçeceği 'çıplak gezilen'' bir kadın pazarı değildir. Osmanlı döneminde çok merak edilen harem, yabancı ressamlar tarafından ''hayali olarak'' resmedildiği için randevu evi gibi çıplak eserler ortaya çıkartılmıştır. O resimlerin hiç biri haremin içine girilip, poz verilerek çizilmiş resimler değildir. Tamamen ressamın fantezisidir! Mantıken düşünecek olursak, İslam dinine göre yönetilen bir devirde padişahın, annesi ve kardeşinin de içinde olduğu hareme gidip, ''Yatağa atacak bir kadın'' seçmesi mümkün değil. Adamın uçkuru bozuk olsa 2018'de bile ailesinin yanında bunu yapamaz. Günümüzde kaç erkek ailesinin yanından kadın kız seçip yatağa geçiyor. Mümkün değil. Biraz kafayı çalıştırın! Osmanlı'nın itibarını zedeleme çalışmaları bunlar. 

TÜRK DİZLERİNDE YABANCI ETKİSİ 
Bir dönem ekranlarda Fatih dizisi türedi. Fatih Sultan Mehmet'in 2 metre 5 santim boyu olduğunu dahi araştırmamışlar. Çünkü, senaristlerin işleri güçleri yatak odası olmuş! Ecdadımızı bu kadar yatakla haşır neşir hayal eden bu senaristlerin uçkurları konusunda ciddi teşhislerim var. Diğer bir konu ise Muhteşem Yüzyıl ve Fatih dizilerinin her ikisinin de Tudors'tan kopyalanması. Kıyafetlerden tutun, içeriğe kadar her şey Tudors'la aynı. Zaten bizim dizileri izlerken ''Bunlar benim ecdadım olamaz, olsa olsa Avrupa'da bir krallıktır bu canlandırılan'' diyordum. İlk günden beri bunu herkesin bildiğini de sanıyordum ama çoğu izleyici bilmiyormuş ne yazık ki. Aşağıdaki videoda Tudors'un jeneriğini izlemeniz yeterli, kopyalamayı anlamak için! 


* Başkaları Truva filminde gemileri kütük üzerinde karadan yürüterek Fatih Sultan Mehmet'in zekasını kullanırken, bu değerlere sahip olan bizler bırakın gemileri karadan yürütmeyi, henüz İstanbul'a giriş sahnesini bile hiçbir güçlü prodüksiyonda göremedik. (1453 isimli sinema filmi bunu başarabilecek bir girişimde bulundu.)

* Başkaları, Platoon - Er Ryan'ı Kurtarmak - Aviator - Pearl Harbor senaryoları çıkarırken, bizimkiler Kıbrıs'ta Çanakkale'deki gerçek savaşların senaryolarını denemeyi (henüz yeni düşünmeye başladırlar).

* Başkaları seri halinde Rocky filmleri yaparken, 1960-76 arasında defalarca ünvanını koruyarak dünyayı hayran eden ilk Avrupa Şampiyonu Boksörümüz Cemal Kamacı'nın hikayesi ya da dünyaca ünlü güreşçimiz Yaşar Doğu vb. hiç düşünülmüyor. (Ünal Küpeli 1991 yılında Benim Zaferim adıyla Cemal Kamacı'yı çekti ama küçük bir prodüksiyondu)

* Dünyaya, beyin, sinir ve omurilik cerrahisini öğreten Prof. Dr. Gazi Yaşargil gibi bir malzeme elde dururken, ilgi çekici ''gerilim bile mümkün'' bir senaryoyla sinemaya konuyu aktarmak hiç akla gelmiyor.

* ''Adamlar yapmış abi'' diye imrenerek izlediğiniz o görsel efekt ve animasyonların bir çoğunu Hollywood'taki Türklerin yaptığını biliyor musunuz? Face-Off - Karınca D - Matrix - Cars - Harry Potter - Avatar - Buz Devri - Karayip Korsanları - Norton - Fantastik Dörtlü - Transformers ve birçok filmde Türk imzası var. 'İsa'nın Çilesi' filminin müzikleri de Göksel Baktagir'e ait. Bunlar sadece kısa örnekler. Yani 'Adamlar yapmamış. Adamlar bizimle beraber yapmış ama biz kendi başımıza denemeye cesaret edemiyoruz.' 

* Her Hollywood filminde neden Amerikan bayrağı ve CIA-FBI var biliyor musunuz? Çünkü hükümetleri, filmlerde bu temalara yer verenlere maddi destek ve tanıtım payı veriyor da o yüzden. Bugünden sonra daha dikkatli izleyin, alakalı ya da değil her filmde küçük bir sahne bile olsa bu temalar var.

* Nicholas Cage gelip Ürgüp'te yüksek teknolojili film çekerken, bizimkiler sıradışı bir senaryoyla yüzyıllardır yerinde duran Nevşehir'e, Pamukkale'ye, Demre'ye set kurmayı hiç akıl etmiyorlar. Çünkü, göz önündekinin değeri bilinmiyor. (bu yazımızdan sonra bazı filmler çekildi)

* 007 James Bond, Taken 2 filmleri İstanbul'da çekiliyor ve bizimkiler; ''İstanbul'u kötü tanıtmış, Kapalı Çarşı'ya zarar verilmiş'' tartışmaları yapıyor. Ellerini başının arasına alıp; ''Buralarda filmleri neden biz çekmiyoruz? Biz çekmiş olsaydık, ülkemizi istediğimiz gibi güzel bir imajla dünyaya tanıtabilirdik'' diye hiç düşünülmüyor.

* History Channel Antalya'ya gidip sokakta ne kadar çocukluk arkadaşım varsa figürasyona toplayıp Düden Şelalesi'nin içine gemilerin girdiği görsel efektli bir sinema filmini 20 yıl önce çekerken, bizimkiler hayalini bile kuramıyor.

* Yıllar önce izlediğimiz ''New York'ta Son Bahar'' filminin aynı ama basit versiyonu ''Çağan Irmak'ın Issız Adam'' filmi ülkemizde izlenme rekorları kırıyor. (Din dil ayrımı yapmıyorum ve karşı değilim ama) yine Çağan Irmak'ın Yahudi hikayesi Ulak filmini bizim kanallar alıp dini filmimiz diye Ramazan ayında yayınlıyor. Bu kadar cahiliz işte.

* Başkaları, küçük bir köpek yavrusundan 'Harika Köpek' kahramanları çıkarırken, bizimkiler halen ''Bizim hiç köpeğimiz bile olmadı anne'' melankolileri yapıyor.

NOT: Geçen gün Yunanistan'tan gezisinden gelen akrabalarım hediye olarak ''Yunan Lokumu'' verdiler. Ambalajın üstünde öyle yazıyordu ama içine ve tadına bakınca bildiğimiz TÜRK CEZERYESİ olduğunu anladım. Demek istiyorum ki; ''Biz ambalajı yapmazsak başkaları kapar. Biraz kendinize gelin...''



nanomag

FTV TÜRK, 1992'de planlanarak 1999'da teknik altyapı yatırımını tamamladı. 2006'da Türkiye'nin İlk ve Tek Dijital TV Kanalı olarak 7-24 yayına başladı. 2013'te HD yayına geçti. Medya Haberleri, Yaşam, Sanat içerikli Türkçe/İngilizce yayın yapıyor.


0 fortunaTV.com Konu: “TÜRKİYE'DE SİNEMA VE DİZİ SEKTÖRÜ

    Düzgün Türkçe ile hakaret içermeden yazılan yorumlarınız, editör onayından sonra yayınlanmaktadır. www.fortunaTV.com


İSTANBUL HAVA DURUMU