MEDYA HABER
Search

15 TEMMUZ'DA TANKLARA NASIL GÖĞÜS GERDİK


Bu yazımı, Basın Mensubu, Yönetmen vs. hiç bir vasıfla değil, Ankara'daki saldırıları ilk, birebir ve en yakından yaşayan, sadece ve sadece bir vatandaş olarak yazıyorum. 15 Temmuz akşamı saat 22.00 civarına kadar Ankara Akdere'de bir misafirlikteydik. Eşimle birlikte aileden toplam 6 hanımın yanında tek erkek ben vardım. Tüm şehri gören balkondan Ankara'da güneşin batışını seyrederken sohbet ediyor ve fotoğraf çekiyordum. O saatlerde çevrede havai fişek patlatan bir çok mahalle düğünü başladı. Ben bir yandan; ''Ne kadar çok düğün var. Hepsi de havai fişek atıyor.'' diye düşünürken, bi yandan da manzaradan gözümü ayırmıyordum. Ankara'da Yatsı Namazı 22.00 civarı okunurken (aşağıdaki fotoğrafımda da görebileceğiniz gibi) bir anda yeşil ışıklı 2 cisim ard arda yalpalayarak havalandı. 

 
İlk bakışta mesafeyi anlayamadığım ve sesi henüz duyamadığım ve yalpalayarak alçak uçtukları için; ''Drone Kamera'' olduğunu düşündüğüm cisimleri görünce; ''Bunlar düğünleri abartmış, drone kamera kullanıyor adamlar'' diyerek tam aklımdan geçirmiştim ki, sesler kulağımızda yankılanıverdi. İşte o anda 2 uçağın alçak uçuş yaptığını anladık. Yanımdakiler, açılış, davet ya da devlet töreni gibi birşey olabilir diye söylerken, ben; ''Bu uçuşların hiç de gösteriye benzemediğini ve f-16'ların bu kadar pervasızca uçurulmayacağını'' söyledim. Fakat yanımda eşim ve hanımlar olduğu için korkutmamak amacıyla net olarak belli etmeden, 22.00 civarında ''Haydi kalkalım artık'' dedim ve Ankara Dikmen tarafındaki yerimize doğru yola çıktık. Uçak sesleri gitgide daha da şiddetli hissedilirken, yollarda da enteresan birşeyler döndüğü belliydi. Fransa'daki olayların hemen ardından aklımıza ilk olarak ''Ülkemize bir terörist saldırı olabilir'' diye geldi. Dönüş yolumuzda eve yakın olan, Meclis, Genelkurmay ve Emniyetin önünden değil de Dikmen Vadi tarafından geldiğimiz için o anlarda durumu yine tam olarak çözemedik ve uçak sesleri arasında acilen eve gittik. Meclis, Emniyet ve Genelkurmay'a yürüme mesafesinde olduğumuz için uçak helikopter sesleri aralıklı olarak gelmeye devam etti. Yatsı Namazı vs. derken gece 00.00 civarında evin salonunda sohbet ederken bir anda SON DAKİKA ekranında ''Darbe'' açıklamasını gördük ve şok olduk. Hemen TRT'yi açarak hayretler içerisinde izlemeye başladık. İşte o anonsla birlikte uzun gecemiz de başlamış oldu. 

TANKLARIN ÖNÜNE NASIL YATILIR 

TRT açıklamasıyla birlikte uçakların yere olan mesafeleri daha da azaldı ve evin camlarını titreterek bir kaç boş dalış gerçekleştirdi. ''Meclis, Emniyet ve Genelkurmay buraya çok yakın. Bu uçaklar tedbiren de böyle uçuyor olabilir, korkmayın'' dedim ama aileden 6 hanımı korkutmadan tedbir almak görevim olduğu için de ne yapabileceğimi düşünmeye başlamıştım ki, ekranda vatandaşın sokaklara çıkması istendiğini gördüm. ''Napsak'' diye haberi kendi aramızda yorumlarken, camiden sala verilmeye başlandı. Daha önceden başımıza gelmediği için bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum ama o anda ne olduysa, bir anda eşimin kulağına eğildim ve; ''Hayatım, bu kesinlikle bir davet. Neyin ne olduğu belli. Artık bu dakikadan itibaren hiçbir güç beni burada tutamaz. Siz koridorda bina kolonu altında oturun ve sen ailenin panik yapmaması için telkinde bulun. Sakın korkma'' dedim. Bu cümleler kesinlikle planladığım cümleler değildi. Ezberlemiş gibi ağzımdan çıktı. Beni hiçbir yerde yalnız bırakmayan Eşim'den Allah razı olsun, o da dedi ki; ''Ben de gelirim! Hiçbir şey yapamazsam da kalabalıkta yer teşkil etmek bile faydalı olur'' dedi. Ardından tüm aile; ''Hadi hep beraber gidelim'' dedi. Çok duygulandım ama o anda 4 kadının başında tek erkek olduğum için; ''Yanımda gelseler tehlikeli olabilir. Kalsalar kime emanet edicem.'' diye düşündüm ama herkes hazırlanmaya başladı. Hemen, (Abdest, Müslüman'ın kalkanıdır. Kötülüklerden korur) diyerek yeniden abdest aldık ve yola çıktık. 

Dikmen Polis Evi önüne gelene kadar etrafta bizden başka yola düşmüş pek kimse görünmüyordu. Sadece pencerelerde neler olduğunu anlamaya çalışan insanlar vardı. Biz de yapabileceğimiz belki de TEK şeyi yaptık. Avazımız çıktığı kadar ''Vatan elden gidiyor! Herkes sokağa! Ülkemizi düşmana bırakmayın. Bugün birlik olma günü'' diye bağırarak herkesi davet ettik ve korna çalarak Dikmen Polis Evi önündeki trafik ışığına geldik. Önümüzde bir kamyonet ve kasasında 5-6 cengaver ''Allahuekber'' diye yoldaydı. Polis Evi Önünde 4-5 Polis vardı. Bize bakıyorlardı ama biz de gözgöze gelmiyorduk onlarla. Çünkü, kimin dost, kimin düşman olduğunu bile bilmiyorduk. ''Allah büyüktür'' diyip sadece yola koyulmuştuk. Ben, sivil olduğunu anladığım polise doğru elimi araçtan dışarı çıkararak yumruğumu sıktım ve baş parmağımı yukarı doğru göstererek ''Nereye gidiyoruz'' dedim. (Yüzündeki rahatlama hissini gördüğüm) o Polis dedi ki; ''Eskişehir yolunu kapatmamız lazım.'' Hemen etrafımızdaki birkaç diğer araca da bunu duyurduk ve Emniyet, Meclis ve Genelkurmayın olduğu yolun başında ilerledik. 



Tek sıra halindeydik, önümüzde 1 kamyonet, 2. sırada biz ve toplasanız 5 araç anca vardı. (Bu yüzden de az sonra sizlere anlatacaklarım medyada hiç duyulmadı.) Emniyetle Meclis arasında bir yerlerdeydik ki, tam o anda sağ taraftaki yan yoldan uçarcasına 2 tank fırladı. (Tankların altını gördüm.) Biri sağımıza, diğeri (ters yola girerek) solumuza geçti. Paletlerinin büyüklüğü araçımızın 2 katıydı. Sanki orduya yeni katılmış gibi tertemiz parlıyordular. Yani sizlerin sonradan ekranlarda gördüklerinizden değildi bu tanklar. Bir anda 5-6 tane oldular ve biz de aralarında aynı hızla ilerliyorduk. Çok hızlıydılar ama biz onların bizi korumak için eşlik ettiğini düşünüyorduk. Arkamda oturan Eşim; ''Zafer bir fotoğraf çek, lazım olabilir'' dedi. Telefonuma bakarken yine eşim şaşırarak, ''Askere el salladım, görmedi galiba'' diyerek gülümsedi. 

 İşte o anda bunların bizim askerimiz olmadığını anladım. Eşime dedim ki; ''Pınar, sen el salladığında asker bunu gördü mü? Gördüyse ne tepki verdi? Surat ifadesi nasıldı?'' dedim. Eşim dedi ki; ''El salladığımı gördü ama sinirli gibiydi, kafasını bile çevirmedi'' dedi. ''Pınar, bunlar bizimkiler değil, çok dikkatli olun artık'' dememle birlikte bizi teğet geçen o tanklar bir anda önümüzde yolu kestiği gibi mermi yağdırmaya başladılar. Bizim araçta hanımlar ağlarken ben onları mı zaptediyim, plan mı yapıyım diye anlık olarak düşündüm ve yüksek sesle bağırdım. ''Herkes sussun, beni dinlesin ve sakin olsun. Böyle durumlarda 10 tane baş olmaz. Ben ne diyorsam onu yapın'' dedim. Gerçekten haklı olarak çok korkmuşlardı. Etrafımız sarılı, önde arkada araçlar vardı. Yani dönüş yapabilecek hiçbir yer yoktu. Mermi yağarken önümüzdeki araçtaki cengaverlerden biri araçtan indi askerlere sırtını dönerek bize doğru yürüdü ve; ''Korkmayın, araçtan inin'' dedi. ''Araçta hanımlar var, korkuyorlar'' dediğim anda hiç kesilmeyen uçak sesiyle birlikte aracın camını titreten çok büyük bir patlama oldu. Mermi sesleri, bomba sesine karıştı! Nasıl olduysa aracımızı döndürebileceğimiz bir boşluk açıldı ve bir anda o boşluktan hızlı bir dönüş yaparak kurtulduk. Yol boyunca uçağın dalışları ve patlamalar hiç bitmedi. Eve geldiğimizde bizimkiler titriyor ve ağlıyordu. 



O korkuyla salona geçtiğimizde çok yakından geçen uçak camları titretti ve ardarda birkaç büyük patlama oldu. Camlar kırılmasın diye açık bıraktım ve hanımları koridora geçirdim. Yerde korkarak dua ederek oturdular. Patlamalar sürekli devam ediyordu. Bir uçak sesi, bir helikopter sesi, bir sürü çatışma ve ardından patlamalar. Yani neler olup bittiğini anlamak zordu. Yani kim kimi vuruyor anlaşılmıyordu. O anda zil çaldı. Libya'daki savaştan sonra Türkiye'ye yerleşen karşı komşunun hanımı 3 kız çocuğuyla kapıya gelmiş. Onları da bizim koridora aldık. Onun eşi de saldırı anında Kızılay'da alışverişteymiş. Bir türlü ulaşamıyordu. Ben bir şekilde ulaştım ve eşinin güvende olduğunu ve onu beklediğimizi söyledim. (2 saat yol yürüdükten sonra gelebildi). Allah'a şükür ki böyle günlerde içimde hiç korku hissi olmuyor ama tek düşüncem, o anda korumakla yükümlü olduğum kişilerdi. 7 kişinin başındaki tek erkek olmak gerçekten çok zordu. Peki, diyeceksiniz ki Kayınbaban nerde? Nerede olsun. Adamcağız Genelkurmay'ın kapısını kırıp içeri giren vatandaşlarla beraber mücadele veriyormuş. O taraflar sürekli bombalanınca gidip almak ta yine bize düşmüştü. Yola çıktık ama o da bize doğru yürümüş ki, yolda karşılaştık. Beyaz bir kıyafet giymiş, üstü başı tamamen kıpkırmızı kan olmuş. Eli kesilmiş, kulağı kanıyor. Askerin biri silahın kabzasıyla beline vurmuş. Kolunda çizikler, kesikler de vardı. Hemen pansuman yaptık. Sabaha kadar bomba, çatışma, uçak sesi, helikopter sesi ve yoğun psikolojik baskıyla darbe girişimini geçirdik. Selfie çekecek vaktimiz olmadığı için görüntümüz yok. Eldekilerle idare edin artık!

Tanklara nasıl mı göğüs gerdik? 

Abdestimizi aldık, rabıtamızı yaptık, kefeni giydik ve ölümüne yola çıktık. Ölmeye giden bir milleti, ne tank, ne uçak ne de mermi korkutabilir. ''Bizim iman dolu göğüsümüz gibi serhaddimiz var''olduğu için Allah (C.C.), içimizdeki korku hissini aldı ve tanklara göğüs gerdik!

Cumhurbaşkanımız & artık Başkumandanımız Recep Tayyip Erdoğan ne diyorsa o doğrultuda hareket edeceğiz ve DEVLETİMİZİN YANINDAYIZ
 Şehitlere rahmet, kalanlara da geçmiş olsun ve acil şifalar dilerim.  

(Darbe girişimi anında sessiz kalıp, kazananın yanında olmak için bekleyen ve olaylardan 3 gün sonra ''mecburen'' yapıştırma paylaşımlar yapan SANATÇILAR & MEDYA, 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNDE NE YAPTI konusuyla ilgili yazıyı da sonra yazacağım! Gezi olaylarında kendilerince birlik beraberlik ayakları yapan çapulcuların sinsi planlarını da yutmadık, yutmayacağız. Devletimiz bu sanat camiasındaki hainleri de görüyor ve gereğini yapacaktır.)



nanomag

Türkiye'nin İlk ve Tek IP TV Kanalı olarak 2006 Yılında Kurulan fortuna TV Channel, Kadına Özel Erkeklere Güzel içeriğiyle Türkçe ve İnglizce yayınlarına medya haberlerini ekleyerek aralıksız devam ediyor.


0 fortunaTV.com Konu: “15 TEMMUZ'DA TANKLARA NASIL GÖĞÜS GERDİK

    Düzgün Türkçe ve hakaret içermeden yazılan yorumlarınız, editör onayından sonra yayınlanmaktadır. www.fortunaTV.com