SON HABERLER

[fortunaTV][bigposts]

MEDYA HABERCİSİ

[tv][bsummary]

MEDİKALİTE

[medikalite][bsummary]

SİNEMAGAZİN

[sinemagazin][bsummary]

AKTÜEL | BİLGİSEL | DOKÜMAN

[yaşam][bsummary]

SPOR HABERCİSİ

[spor][bsummary]

MÜZİKALİTE

[müzikalite][bsummary]

VIDEO

[video][bigposts]

KÖŞE YAZARLARI

[Köşe Yazarı][twocolumns]

INSTAGRAM FOTOLARI

YAZILIMLAR BİR TEHDİT Mİ?

Bir uygulamayı telefona indirdiğin zaman ''kullanıcı izinleri'' diye bir bildirim çıkıyor. Çoğu zaman okumadan ''onayla'' deyip geçilen bu izinlerin neler olduğunu anlamanız için biraz geç oldu artık. Yıllarca dile getirdik ama çok az sayıda kişinin konuyu dikkate aldığını gördük. ''Artık geç oldu'' diyorum, çünkü dijital çağda onlarca yazılım indiriyoruz, hepimiz mail kullanıp whatsapp görüşmeleri yapıyoruz ve üye olduğumuz bir çok sosyal mecra var. Her birinde ne olduğunu bilmediğimiz çeşitli izinler verdik. 

Son olarak Whatsapp ile gündeme gelse de asıl en büyük izinleri Google / Gmail ile çoktaaan vermiş olduğumuz gerçeğini anlamak lazım. Eğer tedirgin olacak bir şey arıyorsak, ilk sırada Google hizmetleri olmalıydı. Bu yüzden fazla kafaya takmamak lazım. Küresel güçler, basit kullanıcıların bilmediği devir teslim yöntemiyle sırasıyla liderliği başka bir markaya bırakır. Bunu, ''Bayrak değişimi'' olarak anlamalıyız. Bunu neden yapıyorlar diyecek olursanız cevap çok basit. ''Yeni bir mecrayla sürekli kendini yenileyerek tek global marka yerine birden çok markayı büyüterek tüm Dünya piyasasına hakim olmak'' 


KÜRESEL MARKALAR LİDERLİĞİ SIRASIYLA TESLİM EDER 

Kuruluş hikayeleri hep aynıdır. Mesela örnek olarak Facebook ve Youtube'un kuruluş hikayesini araştırın. Bir kaç genç, internet sitesi kurmuştur ve Dünyada her yere yayılmıştır. Bu kadar basit midir tüm Dünyada kitleleri elinde tutmak? Server (veri barındırma yeri) parasına koskoca şirketlerin bile gücü yetmez ama bu tür işlerde küresel güç seni hikayeye inandırır ve üye olmanı da sağlar. Nasıl mı sağlar? Gizli sözleşmelerle Youtuber vs. amatör görünümlü kullanıcılar türetir. Aslında onlar birer elemandır ama sen ''salak bir video yükledi, köşeyi döndü'' zannedersin. Sen de onun gibi olmak için uğraşırsın. ''İçerik yapacağım'' derken müşteri olursun. ''Yok ben hiç özenmem. Ne işim var o mecrada'' dersen de öyle bir ortam oluşur ki, sen de orada olmak zorunda kalırsın. Eğer o mecrada yoksan ve olmak istemiyorsan bile, senin adına sahte hesap açılmasın diye ''mecburen'' bir üyelik oluşturursun. Başlarda hiç kullanmazsın ama bir süre sonra ''Bi bakıyım'' diyerek o mecrayı sürekli kullananlardan biri haline gelirsin. 

90'lardan sonra, ''e posta lazım olur, bir tane açayım'' diye başladığın serüven bilgisayarındaki işletim sistemin Windows'un üyeliklerinde şart koşulan Hotmail ile mecburiyete dönüştü. ''Ara sıra chat yapalım'' diye başladığın iletişim ortamı gün gelir Whatsapp olarak hayatına dahil olur. E postada her şey Hotmail ile başladı. Sonra Yahoo ve Gmail sırayla büyütüldü. Sosyal mecrada her şey Facebook'la başladı. Ardından Twitter ve sonra Instagram büyütüldü. Chat, MSN, Facebook Messenger, Whatsapp da sırayla büyütüldü. Şimdi Telegram ve Signal şişiriliyor. Çünkü sıra onlarda. Arama motoru MSN, Altavista ve Yahoo da liderliği Google'a bıraktı. Sadece internette değil, Hollywood'da da yapım firmaları sırayla liderliği devralıyor. Ardı ardına müthiş yapımlara imza atan bir firma, belli süreler sonra bir anda frene basıyor ve yerini diğer markalara bırakıyor. Eskiler kapanmıyorlar ve berabere bitmesini bekledikleri bir maç gibi rölantide oynamaya devam ediyorlar. Küresel güçler, markalarını işte böyle sırayla zirveye yerleştirir ve kullanmaya mecbur bırakır. Bunların hiç biri tesadüf değil. Bugün Netflix öne çıkar, yarın Apple, sonra IMDb öne çıkar. Çünkü küresel güç, "bayrak değişimi" mantığıyla çalışır. Sırası gelene zirve verilir ve birden fazla markayla piyasayı ellerinde tutarlar. 


YEREL DEĞİL YERLİ VE GLOBAL SOSYAL MEDYA 

Peki bu güçlere meydan okuyacak olan ''Yerli sosyal medya'' mıdır? Yerli sosyal mecralar olmalı ama "yerel" olmamalı. İkisi arasında çok fark var. Bugüne kadar yerli mecra girişimlerinin başarısızlığının sebebi "yerel" olmalarıydı. Kuruldukları anda uyarı ve tavsiyelerimi verdiğim ama hiç kulak asmayan yerli mecralar hep kapandı. Çünkü, Dünyaya hitap edecek sosyal medya platformunu bir kaç girişimci ''yerel mantıkla'' ayakta tutamaz. Bu işe devletimiz birebir dahil olmalı. Global sosyal medya markalarının vitrininde gördüğümüz sözde sahiplerini aslında küresel güçler destekliyor. Bu bir sır değil. Türkiye'nin de Dünyada herkesin üye olacağı global bir sosyal medya ağı olmalı. Devletinizin global sosyal ağlardan birini satın alması / aldırması lazım. Mesela "Tumblr" gibi, az bilinen ama lider olmamış bir global mecra satın alınmalı. Sonrasında yapılacak yeniliklerle Türkiye'ye ait global bir sosyal medya sahibi olunacaktır. Başka türlü yarışamayız. 

Şu anda, ne yabancı sosyal ağlardan, ne de Whatsapp'tan vazgeçemeyiz. Özellikle de BİP önerilirken bir empati yaparak ''neden olmaz'' sorusunu yanıtlayalım. Mesela yabancı futbolcularla çalışan bir menajersin ve Whatsapp'tan Avrupa ve Amerika Kıtası'ndan sürekli görüşmeler yapıyorsun. Adama; ''BİP indir oradan görüşelim'' mi diyeceksin? Ya da seninle yurtdışından bir futbol kulübü iletişim kuracak ama sen Whatsapp'ı silmişsin ve BİP yüklemişsin, sana nasıl ulaşacaklar? Ulaşamazlar. İşte bu örneklerin hepsi ''Global olmayan Yerli'' yazılımla, ''Global olan'' yazılım arasındaki farkı gösterir. Bu yüzden de ''Yerli global markan yoksa'' yarışamazsın. 

Özetlemek gerekirse, en güncel konu olan Whatsapp'a gelene kadar, Google ve Facebook hepimiz hakkında kendimizden daha fazla bilgiye sahip. Unuttuğun şifrelerini bile onlara soruyorsun. e-devlete girerken tarayıcında Gmail açık. Banka hesaplarından, telefon kayıtlarına, hafıza kartına kadar, hesabına kadar eğer "ulaşmak isterlerse" her şey ellerinin altında. Senden izin alsa da, almasa da her türlü bilgiye sahipler. Korkmayın. Sadece reklam ve ürün satışı gibi ticari amaçla bu bilgileri alıyorlar. Eğer Devletin önemli kademelerinde değilseniz korkuya gerek yok. Yıllardır kullanıyoruz ve yerli üretim global markalar çıkana kadar kullanmaya devam edeceğiz. Sorun yok! 



TELEVİZYONLAR SOSYAL AĞ REKLAMLARI YAPIYOR 

Bu yazdıklarım da ciddi bir şekilde dikkate alınmalı. Çünkü sosyal mecraların televizyonlardaki yeri, küresel bir planın parçası ve pek de masum değil. İyi ya da kötü bir sürü site var. Fakat hafızalarınızı yoklarsanız, Facebook ve Twitter ülkemize ilk giriş yaptığı andan beri Ana Haber Bültenleri dahil ÇOOOK BÜYÜK medya desteği alarak bu derece popüler oldu. Neredeyse 1 hafta boyunca tüm kanallar haber bültenlerinde bariz reklam yaptılar. Bu sayede ülkemizde vazgeçilmez oldular. Şimdi de ''TikTok çılgınlığı'' vs başlıklarla her gün vitrindeler. Ekranda rahatlıkla ''YouTuber'' diye markanın elemanı gibi telaffuz ediliyor. ''Facebookcu, Twittercı'' diye bir meslek olmayacağı gibi, ''YouTuber'' diye bir meslek de yok. Bunun gizli bir reklam olduğunu anlamak zor değil. Eğer sosyal medya markalarını ambalajlayıp televizyonda vitrine koymak reklam değilse bizi de ''fortunaTV'' olarak ekranda telaffuz edin. ''Edemezsiniz'' çünkü bu bir reklam olur. (Bunları yazdım diye kimse yanlış anlamasın. Benim web sitelerim ve kendi adıma hiç bir beklentim yok.) Yani, sosyal medya markalarının logolarını ekranda göstermek serbest ama başkalarına yasak. 

Uzun süredir dile getirmek istediğim konu FACEBOOK - TWITTER gibi sosyal paylaşım adı altındaki web sitelerin isimlerinin televizyon ekranında açık açık söylenmesi ve altyazı olarak (iletişim adresi adı altında) hiç bir ücret söz konusu olmaksızın yayınlanmasıyla ilgili. Şimdi, ''Bu da nereden çıktı, ne olacak ki?'' demeyin. Bugüne kadar kimsenin dikkate almadığı çok önemli bir detay var burada. Bildiğiniz gibi, televizyon kanallarının yayınladığı her türlü reklam RTÜK bilgisi ve denetimi dahilinde ekrana geliyor. Bu reklamlardan, televizyonların kazançlarından RTÜK belli oranda pay alıyor. Bu zaten herkes tarafından bilinen bir durum. Facebook - Twitter gibi siteler de en doğal hakları olarak kendi platformlarında üyelerinin sayesinde reklam yayınlayan ve çok büyük paralar kazanan ''ticari'' şirketlerdir. Bu iki büyük (sosyal ağ) sosyal paylaşım sitesi PARA kazandığına göre TİCARİ AMAÇLARI olması da çok normal. Buraya kadar hiç bir sorun yok. Peki sorun nerde? 

Ben de dahil, ülkemizde binlerce site sahibi var. Her site sahibi para kazanmayı amaçlar. Benim vurgulamak istediğim sorun işte tam burada ortaya çıkıyor. Eğer RTÜK gizli reklama izin vermiyorsa, Facebook - Twitter gibi sitelerin logo ve isimlerinin de televizyon ekranlarında geçmesi REKLAMDIR ve BU SİTELERE ÇOK BÜYÜK AVANTAJ SAĞLAMAKTADIR. Bunun bir avantaj ya da reklam olmadığını hiç kimse söyleyemez. Neden mi? Çünkü televizyon kanallarına dikkat edin ücreti alınmamış en küçük reklamı, logoyu bile (mozaik-buzlama) dediğimiz teknikle reklam olmasın diye kapatıyorlar. Filmlerdeki otomobillerin logosu dahi kapatılıyor. Peki bu kadar hassas davranırken, neden aynı hassasiyet Facebook - Twitter gibi sitelere gösterilmiyor ve her seferinde açıkça reklamı yapılıyor? ''Ama onlar iletişim için ve soru almak için adres veriyor'' demeyin. Bu tür iletişimler için kanalın web site adresini ekranda verirsin, izleyici sana soruyu hangi mecradan soracağını (Web sitende sosyal mecraların linkleri var) zaten bilir. 

Sosyal Medya diye bir isim uydurarak televizyon reklamları ücretsiz olan bu siteler medya değil, paylaşım siteleridir. Dünyada da Social Networks (Sosyal Ağlar) olarak adlandırılıyor. Madem Sosyal Medya deyince bir serbestlik kazanılıyor o halde biz de kendi sayfalarımıza ''sosyal medya'' diyelim ve tüm televizyon kanalları (ben de dahil) tüm internet sitelerini (haksız rekabeti önlemek adına) hiç bir ücret talep etmeden ekranda bedava yayınlasın. (Merak etmeyin, siz böyle bir şey yapabilirseniz bizler de sizlere tıpkı Twitter gibi profil oluşturma şansı veririz). 

SOSYAL AĞLAR VE İNTERNET YASAKLARI 

Çok konuşulan ve tartışılan konulardan biri ''İnternet yasakları ve sansür''. Medyada ''İnternet kullanımına yasak geliyor! İran'a döndük! İnternet sansürleniyor!'' vb. başlıklarla kıyamet kopuyor. Yeni internet yasasının hangi başlıkları içerdiği açıklanmıyor. Türkiye'de henüz ''internet'' kelimesi bilinmezken interneti herkesten önce öğrenmeye ve kullanmaya başlayan biri olarak hemen bu yasayı araştırdım. Şahsi kanaatim, bu yasanın başlıklarda geçtiği gibi doğru bir şekilde uygulanabilirse çok faydalı olduğu yönünde. Kısaca açıklamak gerekirse, eğer internette illegal işler yapmıyorsanız, gizli saklı işler çevirmiyorsanız bu yasa sizin için koruyucu bir içerik taşıyor. Medyada anlatıldığı gibi evimizin içine kadar girecek bir yasa değil bu. Yani mahremiyetimize kimse karışmıyor. İstediğiniz gibi interneti kullanmaya devam ediyorsunuz. Hiçbir kısıtlama yok. Kısıtlamalar ''illegal işler'' yapanlar için geçerli. 

Yani eskiden olduğu gibi her aklına esen youtube gibi sitelere ''X kişinin gizli kamera görüntüleri'' başlığıyla video yükleyemeyecek. Yüklemeye kalktığı zaman da eskisi gibi ''YouTube girişimizin tamamı değil, sadece o videonun yüklü olduğu link'' engellenecek. Bu benim yıllardır ''Videoyu engellemek yerine neden tüm siteyi yasaklıyorsunuz?'' diyerek tepki gösterdiğim bir konuydu. Böylece çözülmüş olacak. Bununla birlikte her aklına esen Twitter'dan hakaretini küfrünü rahatça edemeyecek. Facebook nispeten Twitter'a göre bence o konuda daha güvenli. Çünkü kişileri engellemek, hakkınızda etiketlenmiş bir yazıyı kaldırmak gibi güvenli bazı özellikleri var. Twitter'da ise birisi sizi etiketleyerek hakkınızda istediği gibi atıp tutabiliyor. Hemen herkese olduğu gibi benim de bir kaç defa başıma gelen ''sapık dadanma'' olayı sonrasında Twitter'daki o kişilerin paylaşımlarını durdurabilmek mümkün olmamıştı. Çünkü Twitter teknik olarak buna imkan vermiyor. Paylaşım yapan kişi listenizde ekli değilse ya da sizi engellemişse paylaşımları da görmediğiniz gibi iletişim kurma şansınız dahi yok. ''Şikayet Et'' linkine tıklıyorsunuz ama birileri dikkate almıyor. Buna kim ''DUR'' diyecek

Eskiden telefon sapıkları vardı, artık internet sapıkları var. Devir değişti. Artık internet bir güç haline geldi. Gezi olaylarında hepimizin şahit olduğu gibi, internet üzerinden organizasyonlar yapıldı, hatta ''X bölgede polis var, diğer sokaktan saldırın'' gibi paylaşımlara o kadar çok rastladık ki açıkçası ''Biri bu internete, sosyal ağlara DUR demeli'' diyerek içimizden geçirmiştik. Bu sözlerimde derin anlamlar çıkarmayın. Hükümet ya da Muhalefet amaçlı söylemiyorum bunları. Hükümete karşı olmak adına Türkiye'mize büyük zarar verilmiş olmasından rahatsızım. O kadar ileri gidildi ki yine internet kullanılarak paylaşımlarla yabancı medyaya bilgi servisi yapıldığını da şahit olduk. (Bu bir ihanettir.) Dile getirmek bazılarının işine gelmese de bununla en çok da biz basın mensupları karşılaştık. (Benim yabancı kanallarla iş yaptığımı biliyorsunuz. Oralardaki dostlarımın gözünden iç savaştaki Suriye gibiydik). İşte o yabancı kanallar gezi eylemcilerinden internetten aldığı ''Türk baharı'' haberini seve seve yayına vermişti. Avrupalıyız diye nara atan eylemciler sayesinde dünyadaki imajımız ''İç savaş yaşayan Suriye'den farksız olmuştu''. Fazla detaylara girmeye gerek yok, herkes neyin ne olduğunu biliyor ve kendince yorumluyor zaten. 

Benim burada vurgulamak istediğim konu ''İnternetten istediğiniz gibi at koşturamazsınız artık. Koşturacaksanız da devlet denetleme hakkına sahiptir''. Buna ister ''sansür'' deyin, isterse de benim gibi ''güvenlik'' deyin, bu yeni internet yasasına kendinizi hazırlayın. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Düzgün dille ve hakaret içermeden yazılan yorumlarınız, editör onayından sonra yayınlanmaktadır. www.fortunaTV.com